Yükseköğretim Tazminatı Kimin İçin, Üniversite Kiminle Ayakta?
Üniversiteler yalnızca ders anlatılan, makale üretilen mekânlar değildir. Üniversiteler; kayıt bürolarıyla, personel daireleriyle, bütçe servisleriyle, öğrenci işleriyle, bilgi işlem altyapısıyla bir bütündür. Bu bütünün önemli bir ayağını ise idari personel oluşturur. Ne var ki konu mali haklara geldiğinde bu gerçek çoğu zaman görmezden gelinmektedir.
14 Kasım 2014’te yürürlüğe giren düzenlemeyle getirilen Yükseköğretim Tazminatı, yalnızca akademik kadrolara ödenmektedir. Profesöründen araştırma görevlisine kadar geniş bir akademik kesimi kapsayan bu tazminat, üniversitelerin idari yükünü omuzlayan personeli tamamen dışarıda bırakmıştır. Oysa yükseköğretim hizmeti sadece kürsüde değil, masanın başında da üretilmektedir.
Bu dışlanmışlık bir tercihten çok, geçmişte yapılan aceleci bir yasal düzenlemenin sonucudur. O dönemde üniversite idari personelini temsil eden güçlü bir sendikal yapının bulunmaması, bu adaletsizliğin kalıcı hâle gelmesine neden olmuştur. “Sonra bakılır” denilen haklar, yıllardır ötelenmiştir. Ancak artık durum değişmiştir. Üniversite idari personelinin sesi vardır ve bu ses görmezden gelinmeyecek kadar nettir.
Sendikamız, 2021 yılı Ocak ayında Yükseköğretim Tazminatı’nın idari personeli de kapsayacak şekilde düzenlenmesi için kanun değişikliği önerisini ortaya koymuş, o günden bu yana çözüm için tüm muhatapların kapısını aşındırmaktadır.
Sorun yalnızca Yükseköğretim Tazminatı ile de sınırlı değildir. Akademik personele ödenen bir diğer mali hak olan Kuruluş Geliştirme Ödeneği, benzer bir adaletsizliği barındırmaktadır. Sosyo-ekonomik açıdan daha az gelişmiş bölgelerdeki üniversitelerde görev yapan öğretim elemanlarına verilen bu ödenek, aynı koşullarda çalışan idari personeli kapsamamaktadır.
Oysa gerçek şudur:
Bu bölgelerde üniversiteye idari personel bulmak zaten zordur. Barınma, ulaşım ve yaşam koşulları herkes için aynıdır. Buna rağmen geliştirme ödeneğinde idari personelin yok sayılması, ne kamu vicdanıyla ne de akılla açıklanabilir.
İdari personel olmadan üniversite açılmaz, öğrenci kaydı yapılamaz, maaş ödenemez, ihale yürütülemez, sistem çalışmaz. Buna rağmen “yükseköğretime katkı” yalnızca akademik faaliyet üzerinden tanımlanmakta, idari emek sistematik biçimde arka plana itilmektedir.
Sendikamız, hem Yükseköğretim Tazminatı’nı hem de Kuruluş Geliştirme Ödeneği’ni idari personel açısından bütüncül biçimde ele almakta; bu ayrımcı uygulamaların sona ermesi için mücadelesini kararlılıkla sürdürmektedir. Bu bir ayrıcalık talebi değildir. Bu, eşit işe eşit değer talebidir.
Artık şunu açıkça söylemenin zamanı gelmiştir: Üniversiteler yalnızca akademisyenlerle değil, idari personelin emeğiyle ayakta durmaktadır. Bu emek yok sayıldıkça ne çalışma barışı sağlanabilir ne de yükseköğretimde gerçek bir kalite yakalanabilir.
Bugün ses çıkarmazsak, yarın bu sessizlik kalıcı hâle gelir.
Bu yüzden çağrımız nettir:
İdari personel kendi sendikasına sahip çıkmalı, ortak mücadelenin gücünü büyütmelidir.
Haklar ancak birlikte savunulduğunda kazanılır.
Üniversitelerin görünmeyen yükünü taşıyanlar, artık görünür olmalıdır.
Gönül TEDZİ
23.01.2026
Share this content:



Yorum gönder