Zam Var, Refah Yok

Zam Var, Refah Yok

Temmuz 2026 yaklaşırken memur ve memur emeklilerinin maaş zammı yine yüzdeler üzerinden tartışılmaya başladı. Nisan itibarıyla kesinleşen %10,51’lik artışa, beklentilere göre Mayıs ve Haziran enflasyonu eklendiğinde yaklaşık %14,23’lük bir zam ihtimali ortaya çıkıyor. Bu verleri söylentiden ibaret değil. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası anketlerinden süzülen teknik bir sonuç. Eee haliyle bize de sormak düşer. Bu artış, gerçekten bir “iyileşme” mi, yoksa sadece kaybın gecikmeli telafisi mi?

Ekonomi çoğu zaman sayılarla anlatılır, ama insan hayatı sayılarla yaşanmaz. Bir memurun maaşı %14 artarken, onun gündelik hayatındaki fiyatlar %20-30 bandında hissediliyorsa, burada istatistiksel gerçeklik ile yaşanan gerçeklik arasında bir yarılma oluşur. Bu yarılma, yalnızca cebin değil, zihnin ve ruhun da meselesidir.

İşte burada aklıma ilk gelen şey, Karl Marx’ın “yabancılaşma” kavramıdır.  Marx’a göre insan, emeğinin karşılığını alamadığında sadece maddi bir kayıp yaşamaz; aynı zamanda kendi emeğine, üretimine ve hatta kendisine bile yabancılaşır. Bugünün memuruna bakıldığında, ay sonunu getirebilmek için sürekli hesap yapan ama buna rağmen bir türlü “ilerlediğini” hissedemeyen bir döngü içinde. Zam geliyor, fakat refah hissi gelmiyor. Bu da emeğin anlamını aşındırıyor. Ve giderek memur emeğine, üretimine yabancılaşmaya başlıyor.

Bir de Max Weber ise gözünden bakalım olaya. Weber’e göre,  modern toplumda memur, rasyonel bürokratik düzenin taşıyıcısı olarak tanımlanır. Memur, sistemin sürekliliğini sağlar; kuralların işlemesini temin eder. Bunun içinde memurun kafasının rahat, geleceğini öngörmesi gerekir. Ancak sistemin en rasyonel unsurlarından biri olan memur, günümüzde kendi hayatında giderek irrasyonel bir ekonomik belirsizlikle karşı karşıya kalmakta. Plan yapamayan, birikim oluşturamayan, geleceğini öngöremeyen bu çalışan gurubu, Weber’in çizdiği ideal bürokrasi tipinden giderek uzaklaşmaktadır.

Bu tabloyu daha da derinleştiren şey ise Emile Durkheim’ın “anomik durum” dediği kırılma hali. Toplumsal normların ve beklentilerin zayıfladığı, bireyin yönünü kaybettiği dönemlerde ortaya çıkar. Sürekli değişen fiyatlar, belirsiz ekonomik beklentiler ve her ay yeniden yapılan “geçim hesapları”, memurun sadece ekonomik değil, psikolojik bir güvensizlik yaşamasına yol açıyor. Artık mesele “ne kadar kazandığı” değil, “ne kadarının yettiği” sorusuna dönüşmüş durumda.

Bu noktada kültürel hafızaya dönüp baktığımızda, Öğretmen filmindeki Kemal Sunal’ın canlandırdığı Hüsnü Çelik karakteri gelir aklıma. Film bugünü anlamak için güçlü bir metafor sunmakta. Hüsnü öğretmen, köyden İstanbul’a geldiğinde maaşı değişmez ama hayatı pahalanır. Bu, klasik bir “gelir-gider makası” hikâyesidir. Ancak daha derinde, bu bir kimlik ve anlam krizidir: Öğretmenlik gibi saygın bir meslek, ekonomik gerçeklik karşısında değer kaybetmekte.

Bugün de benzer bir kırılma yaşanıyor. Kamu görevlisi olmak, uzun yıllar boyunca “güvence” ve “istikrar” ile eş anlamlıydı. Fakat artık bu algı giderek zayıflamakta. Zira birey, sadece bugünü değil, yarını da düşünerek yaşar. Eğer yarın belirsizse, bugünkü zam oranı ne olursa olsun eksik kalır.

Meseleye bir de, Aristoteles’in “iyi yaşam” (eudaimonia) anlayışı ile bakalım. İyi yaşam, sadece hayatta kalmak değil; aynı zamanda insana yakışır bir refah, güven ve anlam düzeyiyle yaşamaktır. Eğer bir memur, temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra kendine ait bir alan yaratamıyorsa, (kültür, dinlenme, gelişim gibi) o zaman bu yaşam, sadece sürdürülüyor, yaşanmıyor demektir.

Bir de olayın Sosyolojik boyutuna bakalım. Bu durum, orta sınıfın erozyonuna işaret eder. Memur, uzun yıllar boyunca Türkiye’de orta sınıfın omurgasıydı. Ancak alım gücündeki aşınma, bu kesimi yavaş yavaş aşağı doğru çekiyor. Bu sadece bireysel değil, toplumsal bir meseledir. Çünkü orta sınıfın zayıflaması, toplumsal dengeyi de zedeler; eşitsizlikleri derinleştirir.

Sonuç olarak, %14 civarında şekillenmesi beklenen Temmuz zammı, teknik bir veri olmanın ötesine geçmek zorunda. Eğer bu artış, bireyin yaşam kalitesini, geleceğe dair güvenini ve toplumsal aidiyetini güçlendirmiyorsa, o zaman sadece bir rakam olarak kalır. Ekonomi, yalnızca büyüme oranlarıyla değil, insanın hayatına kattığı anlamla ölçülür.

08.05.2026

Yorum gönder