Üniversitelerde Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Sınavı Nasıl Olmalı?
Üniversiteler, bilginin, liyakatin ve adalet duygusunun en güçlü şekilde temsil edilmesi gereken kurumlardır. Ancak ne yazık ki bugün üniversitelerde uygulanan görevde yükselme ve unvan değişikliği sınav sistemi, bu temel ilkelerle ciddi biçimde çelişen bir tablo ortaya koymaktadır.
Mevcut uygulamada her üniversite, görevde yükselme ve unvan değişikliği yazılı sınavını genellikle “en yakın” başka bir üniversiteye yaptırmakta; ardından kendi bünyesinde mülakat sürecini yürütmektedir. Kâğıt üzerinde bu yöntem tarafsızlık izlenimi verse de pratikte çalışanlar arasında rahatsızlık yaratan, güven duygusunu zedeleyen ve çalışma barışını bozan sonuçlar doğurmaktadır.
Sorun şuradadır: Yazılı sınavın başka bir üniversite tarafından yapılması, sürecin adil olduğu anlamına gelmemektedir. Asıl belirleyici unsur hâline gelen mülakatlar, çoğu zaman nesnel kriterlerden uzak, yoruma açık ve denetlenmesi güç bir alan olarak algılanmaktadır. Çalışanların büyük bir kısmı, mülakatların “liyakat” yerine “kanaat” üzerinden şekillendiğini düşünmekte; bu da kurumsal aidiyeti ve motivasyonu ciddi şekilde zedelemektedir.
Bugün üniversitelerde sıkça dillendirilen “zaten mülakatta eleneceğiz” düşüncesi, yalnızca bireysel bir serzeniş değil; sistemin ürettiği yapısal bir sorunun göstergesidir. Emek, bilgi ve sınav başarısının, birkaç dakikalık mülakatla gölgede kalabileceği algısı, üniversite çalışanları arasında adalet duygusunu aşındırmaktadır.
Bu noktada çözüm nettir:
Görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavları merkezi olarak yapılmalıdır. Tıpkı KPSS veya benzeri merkezi sınavlar gibi, tek elden, standart, şeffaf ve denetlenebilir bir sistem kurulmalıdır. Böyle bir uygulama, üniversiteler arasındaki farklılıkları ortadan kaldıracağı gibi, sınav sonuçlarına duyulan güveni de artıracaktır.
Bununla birlikte, mülakat uygulaması ya tamamen kaldırılmalı ya da etkisi sembolik düzeye indirgenmelidir. Eğer mülakat yapılacaksa; puan ağırlığı son derece düşük tutulmalı, önceden ilan edilmiş objektif kriterlere bağlanmalı ve kayıt altına alınarak denetime açık hâle getirilmelidir. Aksi hâlde mülakatlar, adaleti tamamlayan değil, adaleti tartışmalı hâle getiren bir unsur olmaya devam edecektir.
Unutulmamalıdır ki üniversiteler sadece akademik üretim merkezleri değil, aynı zamanda kamu yönetimine örnek olması gereken kurumlardır. Liyakatten uzak, güven vermeyen ve çalışanları karşı karşıya getiren uygulamalar, bu kurumların itibarına zarar vermektedir.
Çalışma barışının sağlandığı, emeğin karşılık bulduğu ve adalet duygusunun güçlendiği bir üniversite sistemi için merkezi sınav ve objektif değerlendirme artık bir tercih değil, bir zorunluluktur. Üniversiteler, bilimi savunduğu kadar hakkaniyeti de savunmak zorundadır.
Gönül TERZİ
29.01.2026
Share this content:



1 yorum